07.05.2021, 13:46

Tanrı bilinci - yaradanı anlamak ve yaradılanı kavramakta, bilimin rolü

Günümüz Müslümanı, Allah’ı tanımadığı için İslam’ı anlamıyor. Allah’tan ziyade Allah’ı taktim edenler daha çok önemseniyor. Yani ‘Tanrı bilinci’ olmayınca İslami ve insani şuur da elde edilemiyor. Şaşkınlık öylesine kuşatmış ki farkında olmadan Allah’ı bireyselleştirme ve peygamberi tanrısallaştırmakta…
- Peygamber, Allah’tan…
- 4 Halife peygamberden…
- Mezhep imamları, 4 halifeden…
- Şeyh, Seyit, Gavs, Seyda, Efendi vs. ihdas edilenler, mezhep imamlarından öncelikli ve dahası kutsanmakta… Bilinç kaybı ve şuursuzluk bu temel esasa dayanıyor.
* Astrobiyolojinin öncülerinden ve dünya dışı akıllı varlık araştırmacısı gökbilimci Carl SAGAN, “Beyaz sakallı dev bir erkeğin gök yüzünden her şeyi idare edildiği gibisinden tasvir edildiği sürece gülünçtür. Yok eğer ‘Tanrı’dan kast edilen ‘evreni yöneten fizik kanunları’ ise o zaman kesinlikle Tanrı vardır. Ne var ki bu Tanrı, duygusal olarak insanları pek tatmin etmez. Çünkü yer çekimi kanununa ibadet etmek saçmadır” diyor.
* Cemil MERİÇ de “Allah bir tesellidir, insanı gündelik ıstıraplarından kurtarıyor. İnanmayanlar mutsuz. İnananlar daha mutlu” diyor.
* Hz. Ali’nin ise “Allah’ı niye göremiyoruz?” sorusuna verdiği cevap manidardır. “Benim Allah’ı görmediğim gün yoktur. Görmediğim bir Allah’a da inanmam” diyor.
* Muazzez Kuran’da Bakara- 115. Ayette “İki doğu ve iki batı Allah’ındır. Nereye dönerseniz Allah oradadır. Allah her yeri kuşatmıştır. O her şeyi biliyor” ve Kaf- 16. Ayette ise "Ben size şah damarınızdan daha yakınım" diye buyurmuş yüce Allah.
Bakara- 11 ile bütünleştirirsek bu ayetteki “Yeryüzünde fesat çıkaran ve sorulduğunda ‘biz sadece ıslah edip düzeltiyoruz’ diyen aracı din esnafı” hedeftedir. Bu noktadan hareketle Allah arzın hâkimi ve onun son dininin cüzü Kuran 3 ana ayak ifade eder:  ALLAH- KÂİNAT- İNSAN. Yani Allah’ı nerede anarsanız oradadır; hayatın içinde “fakir, fukara, kimsesizlerin, hayrın, iyilik, şefkat ve merhametin” yanındadır, şah damarınızdan daha yakındır, kendi içinizdedir.

O halde ALLAH- KÂİNAT (evren)- İNSAN birdir. Birini diğerinden ayıramazsınız. İç içe geçmiş MÜNDEMİÇTİR. Görüntü farklı olabilir ama biri diğerinden ayrı değildir. Nitekim Allah’ı tanımlayan Nur- 35. Ayette “Allah göklerin ve yerlerin nurudur. Onun aydınlığı, içinde kandil bulunan bir oyuktan yayılan ışığa benzer” der. (NUR= ışık, aydınlatan, aynı zamanda ısı, alev, nar, enerji demektir. Burada “ışık ve ısı” RUH anlamına gelir.) Dolayısıyla ALLAH YERLERİN VE GÖKLERİN RUHUDUR (Onu ayakta tutan güçtür. Evrenin içine sinmiş, evren de onun içine sinmiş vaziyettedir.)

Bu noktada yürek titreten iki ayrı tanım vardır. Mevlana “Tabiat Allah’ın kokusudur” derken, Muhammet İKBAL "Kainat Allah’ın davranışı / sünnetullahdır" der.
Kuran’ın sünnetullah dediği şey, evrenin kuralları, doğanın kanunu ve tarihin yasalarıdır. Burada
din dilini, günümüz (dünya) diline çevirirsek Allah demek; evrende var olan tabiat kanunlarının bizatihi işleyişi demektir. Çünkü Allah’ı dış dünyada bir nesne olarak görmüyoruz. Allah nerede görmüyoruz ama yarattıklarını görüyoruz ve var olduğuna da inanıyoruz. Ama bazıları da inanmıyor. O zaman herkes için allah demek (herkese şamil kıldığımız zaman) ortada var olan görünen evrenin yasaları demek. Bu evreni döndüren yasaların kendisi demek.
- Bir Müslümana göre evreni Allah
- Yahudi’ye göre YAHOVA
- Yunan’a göre ZEUZ
- Hindu’ya göre KİHİSRA
- Mecusi’ye göre AHURA MAZDA yaratmıştır.

- Bir Ateiste göre ise evren kendi kendine var olmuştur.

Her durumda BİR ŞEY VAR, o da herkesin gördüğü EVREN. Yeryüzü, güneş, ay, yıldızlar, gökyüzü, gece, gündüz, ilkbahar, yaz, sonbahar, kış… Canlılar, insanlar, hayvanlar, bitkiler, toprak, su, hava, fırtına, kar vs. herkesin görüp iç içe yaşadığı, bunların işleyişi ve hiyerarşik yasaları… İşte Allah derken bunları anlıyoruz.
Buradan hareketle İbn Haldun’un tespiti manidardır; “Sosyolojide her şey yolunda mı değil mi anlamak için ‘evrenin kuralları, doğanın kanunu ve tarihin yasaları’ işliyor mu işlemiyor mu ona bakmak lazım” der.
Yani hayatın kanunları ile oynarsan Allah kahreder. Zira tabiat Allah’ın esması (ismi) ile işler. Mesela;
- Müteahhit çalarsa oynanmış olur, bedeli depremdir.
- Denizi kirletirsen bedeli tsunami olabilir.
- Havayı kirletirsen bedeli ozon tabakasının delinmesi ve asit yağmurlarına maruz kalmaktır.
- Doğayı kirletirsen / ormanı yakar veya yok edersen bedeli kuraklık ve kıtlıktır…
- Mesela, 2 milyon insan yurtlarından kaçıyor, cesetler sahillere vuruyorsa fotoğrafı iyi algılamak lazım. İşte bu toplumların başındakiler sorgulanmalı, uyarılmalı ve dışlanmalı…

Demek ki Allah’ı nerede anarsan oradadır! Allah insanı yaratmıştır, insan da Allah’ı aradığı ve O’na ihtiyaç duyduğu an O var olmuştur. O gökte, yerde, dünya ve alemlerde zaten var. Önemli olan bizim dünyamızda var olması. Yani senin andığın ve sandığın her yerde O var.
Aslında Alevi irfanı deyişleriyle bu işi çözmüş. Emekçinin dile getirdiği vahdet-i vücuda dair bir deyişte (Edip Harabî);

Daha Allah ile cihan yok iken, biz anı var edip ilân eyledik
Hakk'a hiçbir lâyık mekân yok iken, hanemize aldık mihman eyledik.
Kendisinin henüz ismi yok idi, ismi şöyle dursun cismi yok idi
Hiçbir kıyafeti, resmi yok idi, şekil verip tıpkı insan eyledik.

diyerek çözmüş.

….Ve Allah nedir? Ne işe, kimin işine yarar burada saklıdır. Yoksa günümüzde algılanan Allah, bu Allah değildir. Allah; rahman (sevgi ve merhamet sahibi) ve rahim (sevgi ve merhameti yayandır). Sevginin göstergesi ise vermek, paylaşmaktır; vermezsen kalpten kalbe köprü kurulmaz, sinerji oluşmaz.

İlginçtir Andre Gide’nin “Dünya Nimetleri ve Yeni Nimetler” adlı kitabında “Nathalie, Allah’ı hiçbir yerde arama veya O’nu her yerde ara” der.
Nitekim Peygamber Ay'ı işaret ederek “İşte bu Allah’ın ayetidir” diyor. Ondandır ki İKBAL; “Tabiat Allah’ın tecellisidir” der.
Bu faslı merhum Aliya İZZETBEGOVİÇ’in tespitiyle sonlandıralım. “Allah’ı tefekkür edebilmekle aramak yerine, İnsanlara faydalı olmakla bulmak daha kolaydır” der.
Bu demek Allah’a ulaşmak istiyorsanız yarattıklarına yanaşın! Dolayısıyla “Yaratan”ın din dilinde adı ALLAH, bilim dilinde ise DOĞADIR. Yani ALLAH= DOĞA'dır.
&
Sahaya dönersek içinde bulunduğumuz seviyenin “birey”i ve “müslüman”ı olmak mecburiyeti var. Bu mecburiyeti boşa çıkarmak, “derman adına dert üreten bir toplum” olmaktan kurtulmak milletçe “yürek hoplatan bir kasırga marifetiyle” irkilerek uyanmamızı zorunlu kılıyor!
Tabi bunun için sarsmaya, irkiltmeye ve fark yaratmaya vesile bireyler lazım. Bu lüzumun gereğini göklerden bekleyerek değil, herkes kendinden başlayarak aramalı ve yol almalı.
***
Bugün tam anlamıyla ne medeni ne de tam Müslümanız. Cumhuriyetiz ama demokrat değiliz, insan olma bilincinden ve “özgür birey” hüviyetinden mahrumuz. 1400 yıl önce indirilen kitaba göre amel etmekteyiz. Lakin 600 yıl önce çözülmesi gereken soru ve sorunlar hala ayak bağı ve çözüm bekliyor. Dahası İslam alemi kurdeşen olmuş, hatta azıtmış halde. Bu gidişle 200 yıl sonra da sorunlar yığılarak devam edecek, bugün çözüme kavuşmazsa kör düğüm olacağı muhakkak.
İlahi Kitap genelde insanoğlunun muhayyilesine seslenmektedir. Onun alıştığı, bildiği kavram ve deyimlerle kozmik oluş ve akış betimlenmektedir. Hayat her yönüyle dinamiktir. Dolayısıyla insanın “biraz bekle, önce öğreneyim, sonra yola devam ederiz” demek gibi bir bahane ve lüksü yoktur. O hem yürüyecek hem öğrenecek! Zaten en iyi ve verimli anlama yöntemi de budur. Kuran’ın durağan olması düşünülemez. O, metni sabit ama mesajları dinamik bir kitaptır.
***
Bilimsel bulgulara göre bir ufuk turu ile “evren ve insanlığın geçirdiği DÜŞÜNCE EVRELERİNE” bakarsak; evrenle beraber, süreçte insanlık tarihi başlangıcından günümüze kadar “sihirsel, mitolojik, teolojik ve felsefe” aşamalarından oluştuğunu öğreniyoruz:
13, 7 Milyar evrenin, 5 milyar yıl dünyanın yaşı… İlk canlının ve güneş sisteminin yaşı ise 4,5 milyar yıldır.
Bugünkü “akıllı (bilen) insan”;

* yaklaşık 50.000 yıl önce “homo sapiens” halini almıştır. Sapiens, Homo cinsi içerisindeki yaşayan tek türdür. Anatomik olarak yaklaşık 2,5 milyon yıl önce Afrika'da ortaya çıkmış ve modern davranışlarına 50.000 yıl önce kavuşmuştur.
* 5 milyon yıl "SİHİRSEL" dediğimiz büyücülük ve üfürükçülüğe dayalı bir düşünme ile varlığını sürdürmüştür.

* M.Ö. 50.000’li yıllarda “MİTOLOJİK” düşünceye geçmiştir.

* M.Ö. 10.000’li yıllarda “TEOLOJİK” düşünme dönemini başlatmıştır.

* M. Ö. 1000’li yıllardan itibaren “FELSEFİ” düşünme dönemine geçiş yapmıştır.

Ve nihayet 18. asırdan günümüze kadar BİLİMSEL düşünme dönemine giren ve evrilerek tekâmül eden insan türünün bu süreci, adeta çocuk gelişimi süreci gibi! Ev kurmak, ensest ilişkiye son vermek, leş yememek, hukuk oluşturarak kurallar ve ilkeler ihdas etmek… Ve nihayet kendini bilmek, nefse hükmetmek gibi safhaları olan bir gelişim süreci.
***
Evrenin yaratıldığı o günden bu yana geçen süreci Allah kumanda eder. Zaten Kuran’daki ALLAH KAVRAMI BUDUR. Dostum Prof. Niyazi Kahveci;
Dinsel düşünme, teolojik düşünme ve bilimsel düşünmeyi tefrik ederken diyor ki;
* Teolojik düşünme; sadece ve tamamen Tanrı ile ilgili düşünüştür (Tanrı’nın nitelikleri sıfatları vs.)
* Dinsel düşünme; Tanrı’ya ilintilenerek ortaya konan düşünüştür (İbadet- peygamberlik- vahiy- öbür dünya- hesap- mucize vs.) Bunların teoloji ile ilgisi yoktur esasen. Teolojik ve dinsel düşüncede ‘tümdengelim’ metodu uygulanır. Bu metot da önceden ortaya konulan sonuçları, ispat edecek bulgular ele alınır, onları çürütecek bulgular terk edilir. M.Ö. 3. asırda Romalılarca ihdas edilen dönemde başlar.
* Bilimsel düşünmede BİLİM ile KURAM vardır. Yani metot ‘tümevarımdır’. M.Ö. 1000’li yıllarda felsefe ile başlamıştır. Bilimin ikinci aşaması “kuram” yapma aşamasıdır. Sistem, M.S. 18. asırda başlamıştır. Her ne kadar varsayımla elde edilen bilgi ve bulguların, çürütülse dahi kaale alınma zarureti vardır. Bu bulgular orgulayıcı, objektif ve tarafsızdır. Bilimin metodu tümevarımdır.

İnançları olan insanların bilim yapmaları çok zordur! Çünkü “bilimsel bulgular” kişinin, inanç soncullarını (son bulma) çürütmesi durumunda, kişi onları almayacaktır! Bu durumda sübjektif olunacaktır. Yani inançlı kişi “inançsal soncullarını (son bulma) bilimsel bulgularda ayrıştırabilirse bilim yapabilir”. Bir başka deyişle bilim, gerçeğin bilgisidir.
Felsefeye gelince, felsefe ‘bu kafa bu çağda nasıl çalıştırılır’ın bilgisidir’. Sorgulama yapmadan felsefe yapılamaz! Sorgulama ise ’soruların mevcut cevaplarına meydan okuyarak yapılır. İleri sürülen bilgileri eleştirmek, doğrulama testi yaparak açıklığa kavuşturmaktır. İşte felsefe bu işlevini, mantıksal çözümleme ve kavramsal düşünme yoluyla yerine getirmeye çalışır. Bu bakımdan aklını “felsefi sistemle” kullanamayan bilim çalışanları, bilim insanından ziyade, sadece deney ve gözlem yapan LABORANTtırlar.”
***
Şimdi İslam alemine gelirsek;
Önce süreçte İslam aleminin hangi DÜŞÜNCE EVRESİ ve ARALIĞINDA olduğunu tespit etmek lazım. Bu manada yine Prof. Kahveci “düşünce aşamalarını” bir çocuğa benzeterek
“Çocuk 3 yaşına kadar hep alıcıdır ve edilgendir pasiftir. Ama 3 yaşından sonra kendisi kurgulamaya başlar. Hikâye, masal, cümle kurmaya başlar. Aynısı insanlık tarihinde de varittir. 5 Milyon yıldır var olan insan (..evreler gelişmeler hariç bu bilim tespiti!) ‘SİHİRSEL’ dediğimiz bir düşünme ile varlığını sürdürmüş! Ancak M.Ö. 50.000’li yıllarda ‘mitolojik’ düşünceye geçmiştir. Elin oğlu ‘resim ve heykel’ yapmaya bu süreçte başlamıştır. Gelin görün ki Müslümanların birçoğunda hâlâ RESİM VE HEYKEL yasaktır. Burada 50.000 yıllık bir açık var. Henüz bizde 50 yıl önce RESİM VE HEYKEL'İ helal kılmadık mı? ‘Din yasaklıyor’ diye. YALAN.
‘SİHİRSEL ve MİTOLOJİK düşünme’ düzeyindeki toplumlar ondan sonra çıkan ‘TEOLOJİK, FELSEFİ, DİNSEL ve BİLİMSEL düşünmeyi’ o kalıplara indirgeyerek, algılıyor. İslam alemi bu kesimin başat unsurudur” diyor.
Diğer bir karine ise o toplumun “televizyonlarında reyting rekorları kıran programlarıdır. Eğer televizyonlarda “peygamberimizin hayatı ve dinimiz diye acıklı, bol baharatlı (!) hayat hikayeleri, sihir, büyü, hayal, kurgu” anlatılıyor ise orası hala sihirsel ve mitolojik düşünme aşamasındadır! İşte o toplum, biz de dahil İslam coğrafyasıdır vesselam..
***
Hülasa Tanrı’yı tanımak, teolojiden (Tanrı biliminden) geçer. Teolojiye geçebilmek için Tanrı’yı ancak “düşünerek, felsefe ve bilimle” tanımak mümkündür. Ne var ki bunların hepsi aklın ürünüdür. Oysa henüz “aklın tanımı” yok. Zira bu ülkede her şey var, bir tek Teoloji Mektebi yok işte. Ama kariyer çok!
* Yüksek imam hatip liselerimiz...
* Yüksek Kuran Kurslarımız...
* Henüz kafa karışıklığından kurtulamamış ilahiyatçılarımızla beraber, ilahiyat fakültelerimiz var! Dahası bunların hepsini tekelinde tutan ANLI ŞANLI DİYANETİMİZ bile var, malum!
* Ama bir tek Teoloji Mektebimiz / Teoloğumuz yok. “El Kindi, Farabi, İbn-i Sina ve İbni Rüşd”ten sonra 700 - 800 yıldır akıl rafta.. Ama beğenmediğimiz Batıda yüzlerce TEOLOJİ ve TEOLOG var. İlim ve bilim var. Üstelik bizimkilere de el koymuş durumdalar!..
1406’da (Şeyh Bedrettin’in çağdaşı) İbn HALDUN “Ümran dünyası yön değiştiriyor. Yenilik- Rönesans batıdan çıkacak” diyor. Diyor ama onu bir tek takip eden İslam ilim adamı yok(!) Ama Batıda; CAMBRIDGE vs. Üniversitelerde İBN HALDUN, İBNİ RÜŞD, İBNİ SİNA için kürsüler var.
Günümüzdeki (istisnalar hariç) DİN DİNAZORLARINA bakılırsa “felsefe yaparsak DİN ELDEN GİDER”. Yahu sorgulamak din elden gitsin diye yapılmaz ki! Aksine dinin emridir sorgulamak. Ama 8- 9 asır önce ortaçağ karanlığının ışıkları olan ve bağrımızdan çıkmış El KİNDİ, İbni SİNA, FARABİ, İbni RÜŞD gibi düşünürlerimizi kafir ilan edip cenazelerine bile gitmeyenler, “asırlar sonra milyonlarca metrekare toprak kaybının, 1. Dünya Savaşının ve şimdi daha da ufalmaya doğru sürüklenmenin” müsebbipleridir.
Daha acısı, tarihin yaprakları arasında birer antik ve ansiklopedik simge, mit olarak kalmış olan, adı geçen değerlerimizin farkında bile değiliz. Onların taşıdıkları “akıl cevherinin hırsızı” Batı ise elde ettiği bu şansla doğu Müslümanlığına ve uyuşmuş İslam alemine galebesini çoktan ilan etmiştir…
O dönem ortaçağdaki kilisenin etkisi aracısız anlaşılmaz! Kilise anlayışı bu idi! Bizim olan İBNİ SİNA, FARABİ, İBNİ RÜSD'den aldığı fikirlerle “bu algı ve olguyu” çöpe attılar… Biz de bu attıklarını alıp din yaptık!

Ne yazık ki bizim olan bu değerleri bize Batılı aydınlar tarafından, öğrenmek kader oluyordu. Hegel aydınlanmanın, alt yapısını oluşturuyor ve Kant da aydınlanmanın öncüsü oluyordu.

Maalesef Müslümanlara için ilmi gelişmeleri öğrenmek ve sözüm ona aydınlanmak, Hegel ve Kant'ı okumaktan geçiyordu. Sıkı durun şimdi günümüzde hâlâ;
- Dinde “sen oku, anlamasan da olur, anlatanlar var”
- Siyasette “sen dinle, soru sorma, aracılar var”

 Yani orta çağ etkisi devam ediyor.
***

Bu Millet tarihe gömülmek yerine tarihteki yerini alacaksa Yaratanı anlayan bir idrak ve yaratılanı kavrayan şuur şarttır. Bunun ilk adımı “düşünmenin, sorgulama ve diyaloğun” önünü açmaktır. Yani “şahide varmadan meşhudu fark etmek / insana ulaşmadan Allah’a varış mümkün değildir” vesselam.
Son sözü yine Prof. Niyazi KAHVECİ’ye bırakalım: “Kuran Allah’ın nihai (son) düzeyi değildir! O, günün insanlarının düzeyi esas alınarak indirilmiştir. (Biz kuran anlaşılsın diye kolaylaştırdık / Kamer- 32) Dolayısıyla kıyamete kadar insanlığın ulaşacağı irtifa gene Kuran’ın nihai irtifası / düzeyi olmayacaktır. İnsan aklı ve cüzi iradesi de Kuran’ın nihai düzeyini kavramakta acizdir. Yani Allah ne kadar yüksek irtifada düşünürsen odur ancak fukaralık insan algısındadır” diyor.

Olgu ve algıda idrake vesile olsun.

Yorumlar (8)
Merve 2 ay önce
Felsefe Müslümana farzdır,” diyor Şakir Kocabaş hocamız. Felsefe hakkındaki düşünceler, felsefenin kişi tarafından nasıl anlaşıldığına bağlıdır zannımca kutsal değildir ama salt spekülasyon alanı da değildir. İki asırlık perişanlığımız” dediğimiz ahlâkî sorun da yine felsefîleşmiş bir kültürün yokluğundan kaynaklanmıyor mu zaten? Akılla temellendirilmemiş bir ahlâk , istismar edilmeye mahkûmdur. Günah da sevap da öyle.. Yapamayan, “yaşayamayan”, iman edemeyen, eşref-i mahlûkat olmanın hayattaki karşılığına ruhunda sahip olamayan kişiler, sözü çoğaltarak speküle ederler..Bundan kaçınabilmek gerekmekte.. Kant’ın Königsberg’den doğru düzgün hiç çıkmamış olması sanırım onu bu kadar “hayatsız” bir filozof yaptı. Sözü çoğaltmamak ve bu sebeple de hâl’i bir spekülasyona indirgememek gerekmekte.. Sözü çoğaltmışsınız ve zannımca yazınız spekülasyona çok açık bir yazı..Hakiki bir sanatı,edebiyatı ve felsefesi olmayan insanların ve toplumların yaptığı şey sadece laf kalabalığı olacaktır..bundan kaçınmak dileğiyle..
Mustafa 2 ay önce
Kalemine yüreğine sağlık Ağabeyi. Erzurum'dan selam ve saygılarımla.Mustafa SERTKAYA
Yalçın 2 ay önce
Emeğine,kalemine sağlık üstad.
Alaaddin ALAĞAÇ 2 ay önce
Kalemine ,yüreğine sağlık üstadım.
Cahit Cik. 2 ay önce
Tanrının zati ve subuti sıfatlarını bilmek için doğa/ Hava/ Toprak/ su ilmini içer ve yaşarız.
Doğa da deniz/ göl/ akarsu/ dere/ nehir/ ırmak vs. HEPSİ SU'DUR.

DOĞA/ HAVA/ SU/ KAİNAT/ HAYVAN/ İNSAN VS.TANRININ TA KENDİSİDİR.
İnsana seslenirken veya bir istekte bulunurken Ayşe nerdesin? Veya Ali bana bir bardak su verirmisin? Gibi farklı istek ve hicap ederiz.

Çok büyük dua ve yaşam tarzı istediğimiz için HEPSİ dahil olsun dercesine Tanrım Saim üstada Sağlık sıhhat ver deriz. Halbuki şifa veren Tanrı da var.
Selattin KOÇ 2 ay önce
Bu makaleni iki üç ( kısa ) paragrafta toplayabilecegini biliyorum.
Vedat Aras 2 ay önce
Tüm paylaşımlarını önemsiyor ,dikkatle takip etmeye gayret ediyorum.
Bahattin ŞIKKİBAR 2 ay önce
Allah razı olsun dostum, ağzına yüreğine sağlık, çok güzel tespitler.
Ömrüne bereket güzel abim.
Günün Anketi Tümü
Bugün seçim olsa kime oy verirsiniz?
Bugün seçim olsa kime oy verirsiniz?
19
parçalı az bulutlu
Puan Durumu
Takımlar O P
1. Beşiktaş 40 84
2. Galatasaray 40 84
3. Fenerbahçe 40 82
4. Trabzonspor 40 71
5. Sivasspor 40 65
6. Hatayspor 40 61
7. Alanyaspor 40 60
8. Karagümrük 40 60
9. Gaziantep FK 40 58
10. Göztepe 40 51
11. Konyaspor 40 50
12. Başakşehir 40 48
13. Rizespor 40 48
14. Kasımpaşa 40 46
15. Malatyaspor 40 45
16. Antalyaspor 40 44
17. Kayserispor 40 41
18. Erzurumspor 40 40
19. Ankaragücü 40 38
20. Gençlerbirliği 40 38
21. Denizlispor 40 28
Takımlar O P
1. Adana Demirspor 34 70
2. Giresunspor 34 70
3. Samsunspor 34 70
4. İstanbulspor 34 64
5. Altay 34 63
6. Altınordu 34 60
7. Ankara Keçiörengücü 34 58
8. Ümraniye 34 51
9. Tuzlaspor 34 47
10. Bursaspor 34 46
11. Bandırmaspor 34 42
12. Boluspor 34 42
13. Balıkesirspor 34 35
14. Adanaspor 34 34
15. Menemenspor 34 34
16. Akhisar Bld.Spor 34 30
17. Ankaraspor 34 26
18. Eskişehirspor 34 8
Takımlar O P
1. Man City 38 86
2. M. United 38 74
3. Liverpool 38 69
4. Chelsea 38 67
5. Leicester City 38 66
6. West Ham 38 65
7. Tottenham 38 62
8. Arsenal 38 61
9. Leeds United 38 59
10. Everton 38 59
11. Aston Villa 38 55
12. Newcastle 38 45
13. Wolverhampton 38 45
14. Crystal Palace 38 44
15. Southampton 38 43
16. Brighton 38 41
17. Burnley 38 39
18. Fulham 38 28
19. West Bromwich 38 26
20. Sheffield United 38 23
Takımlar O P
1. Atletico Madrid 38 86
2. Real Madrid 38 84
3. Barcelona 38 79
4. Sevilla 38 77
5. Real Sociedad 38 62
6. Real Betis 38 61
7. Villarreal 38 58
8. Celta de Vigo 38 53
9. Granada 38 46
10. Athletic Bilbao 38 46
11. Osasuna 38 44
12. Cádiz 38 44
13. Valencia 38 43
14. Levante 38 41
15. Getafe 38 38
16. Deportivo Alaves 38 38
17. Elche 38 36
18. Huesca 38 34
19. Real Valladolid 38 31
20. Eibar 38 30
Namaz Vakti 20 Haziran 2021
İmsak 03:17
Güneş 05:13
Öğle 12:55
İkindi 16:53
Akşam 20:27
Yatsı 22:15
Günün Karikatürü Tümü